CaDy's profileBIR CaDy VARDI CANI SIKI...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 09

    CANIM ANNEMMMMM IYI Kİ SENIN KIZINIMMM SENI SEVIYORUMM

    BİR ZAMANLAR doğmak üzere olan bir çocuk varmış. Ve dünyaya gideceği gün Allah'a sormuş:

    "Bu kadar küçük ve korunmasızken dünyada nasıl yaşayacağım?"

    Allah "Meleklerimin arasından senin için bir tanesini seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni hep koruyacak." diye cevap vermiş.

    "Ama lütfen söyle bana, burada Cennet' te hiçbirşey yapmadan şarkı söylüyor ve gülümsüyorum, ben böyle çok mutluyum."

    "Senin meleğin de sana şarkılar söyleyecek ve sana hergün gülecek. Sen de o meleğin sevgisini hissedeceksin ve mutlu olacaksın."

    "Peki insanlar benimle konuştuklarında ben onları nasıl anlayacağım, ben onların dilini bilmiyorum ki."

    "Meleğin sana dünyadaki sözlerin en güzelini ve en tatlısını söyleyecek, ve görebileceğin en büyük sabır ve ilgi ile sana konuşmayı öğretecek."

    "O zaman seninle konuşmak istediğim zaman ne yapacağım?"

    "Meleğin senin ellerini birleştirecek ve sana dua etmeyi öğretecek."

    "Duydum ki dünyada kötü insanlar varmış. Beni kim koruyacak?"

    "Merak etme, meleğin seni hayatı pahasına dahi olsa savunacak."

    "Ama ben seni göremeyeceğim için çok mutsuz olacağım."

    "Meleğin sürekli sana benden bahsedecek ve sana bana nasıl tekrar ulaşabileceğini anlatacak, ama beni göremesen de ben hep senin yanında olacağım."

    Tam o esnada Cennet'te ki huzur ortamına dünyanın homurtuları karışmaya başladı. Dünyaya gitmek üzere olduğunu anlayan çocuk aceleyle son sorusunu sordu:

    "Peki Allah'ım şimdi gitmek üzereyim, lütfen bana o meleğin ismini söyler misin?"

    "Meleğin ismi önemli değil, sen ona 'Anne' diyeceksin."

    BUTUN ANNELERIN VE ANNE ADAYLARININ ANNELER GUNUNU KUTLUYORUM....

    March 19

    HAYIRLI KANDILLER

    Şaban ayının ondördüncü gününü onbeşinci gününe bağlayan gece..... 
    Bu gece  
    mübarek Beraet......
     
     
                     
     

    Bu geceye, kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle “Beraet” ; geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle ‘Berae’ ve ‘sakk’ adı da verilir. 
     
    Bu gecenin beş özelliği vardır: 
    1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır. 
    2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir. 
    3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir. 
    4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür. 
    5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. 
     
     
     
     
     

    İnsanların bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir olacakları ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir. 
    O geceyi ibadet ve taatla geçirmek ve nafile namaz kılmak sevaptır.......... 
     

    “Allah Teala Şaban’ın onbeşinci gecesi (Beraet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah’a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar”

                                İbn Mace-Tirmizi 
     
     
     
     

    Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve Allah’a şöyle dua etmiştir: 
     

    “ Azabından affına, gazabından rızana sığınır, senden yine sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamdetmekten acizim. Sen, seni sena ettiğin gibi yücesin” 
     
     
     
     

    “Bizden tasayı gideren Allah’a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir.” 
       Fatır-34
     
     
     
     
     

    “ De ki; Gerçekten Rabbim, rızkı kullarından dilediği kimseye hem bol verir, hem kısar. Hayır için her neyi harcarsanız, O (Allah), onun yerini doldurur. 
    O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” 
       Sebe-39
     
     
     
     
     

    “ Her nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur; Göklere yükselmiş burçlarda olsanız bile......” 
       Nisa-78
     

    “ Oysa Allah, eceli geldiği zaman hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez.

    Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”

                      Münafikun-11 
     
     
     
     

    “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen, ağırlığınca (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de boyunca dağlara erişebilirsin” 
        İsra-37 
     
     
     
     
     

    “Biliniz ki Allah sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır” 
        Enfal-40
     
     
     
     
     

    Bütün mü’minlerin mübarek Beraet Kandillerini kutlar, maddi manevi hayırlara vesile olmasını dilerim...... 

    Selam ve Dua ile......   

    March 04

    İYİLEŞTİREN DÜŞÜNCELER ...

           

    Brahma Kumaris    

    Çoğumuz artık düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeylerin aynı zamanda bedenimizi de etkilediğini biliyoruz.

    Bu etki bazen yalnızca kan basıncında veya beden kimyasında kısa süreli bir etki yaratır. Bazen de, korku veya öfke kalbe hasar verdiği veya kronik mutsuzluk, kansere ve enfeksiyonlara karşı olan direncimizi zayıflattığında, yaşamı tehdit edici hale gelebilir. Üzüntülü duyguların çeşitli ağrı ve sancılara neden olduğuna ilişkin çok şey söylenir.

    Hem kadim bilgelik, hem de modern bilim, bu tür riskleri pozitif bir bakış açısı geliştirerek azaltabileceğimizi belirtir.  “Sağlıklı zihin sağlıklı bedende bulunur” sözlerindeki hakikat günümüzde her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Yanlış olan şeyler üzerinde ısrar etmek yerine, pozitif çözümlere iyimserlik ve nükte ile bakmak, sağlık için gerçekten faydalıdır.

    Zihin ve beden arasındaki ilişkinin bu artan farkındalığına rağmen, zihin için gerçekten besleyici düşünceler yaratarak, iyilik halinin ve iyileşmenin nasıl arttırılabileceğini pek az kişi bilmektedir. Bu yazıdaki sorular ve cevaplar sağlığımızla ilgili bu önemli konuya basit açıklamalar getirmektedir:

    - Yaşam neden pek çok kişi için gittikçe zorlaşıyor gibi görünmektedir?

    Zengin toplumlar fiziksel olanakları geliştirmek için muazzam bir çaba göstermiş olmalarına karşın, zihinler ihmal edilmiştir. Artmakta olan endişe, bağımlılık, sinirlilik ve depresyon gibi olumsuz durumlara filizlenen arzular da eşlik etmektedir. Bu olumsuz tutum ve duygular bireylerin sağlığını bozduğu gibi, eylemlerimizdeki temel değerlerin kaybına neden olarak, çevreye ve topluma da zarar vermektedir. Çevremizdeki dünya ve birbirimizle daha az ilgilenir ve daha az işbirliği yapar durumdayız.

     

    - Bunun için neler yapabiliriz?

    İçimizde üzüntü veya boşluk hissettiğimizde, çözüm yerine problemin bir parçası haline geliriz. Çoğunlukla, başkalarını veya koşulları suçlayarak kendimizi rahatlatmaya çalışırız, fakat bu koşulları daha da kötü hale getirir. Bunun yerine, zihnimizi nasıl kuvvetlendireceğimizi öğrenmemiz gerekmektedir. Bunun anlamı zihni pozitiflikle doldurmaktır.

     

    - Pozitiflik nedir?

    Aynı elektrik enerjisinin bir pile doluşu gibi, zihinde birikebilen ve hepimizin aşina olduğu soyut, ruhsal bir nitelik, ya da enerji. Pozitif bir zihin yapısı kendisinde iyileşme sağlar ve bu enerji doğal olarak dışarı, başkalarına doğru akar.

     

    - Pozitifliği ne tür düşünceler sağlar?

    İnsanlığın aşina olduğu sevgi, huzur ve neşe gibi değerlerin, insan olmanın ne anlama geldiğini düşündüğümde, kendi içimdeki bir hakikat enerjisiyle bağlantı kurarim. Hepimizin içinde bir iyilik nüvesi vardır ve bu gücü talep edip çektiğimde, pozitif duygular doğal olarak ortaya çıkarlar.

     

    - Pozitifliğimi nasıl koruyabilirim?

    Kalbimden ve zihnimden endişe ve ıstırabı uzaklaştırmaya çalışarak. Bunları uzaklaştırmak, olumsuz duyguların herhangi bir fiziksel nesneye olan bağımlılıktan dolayı tetiklendiğini  idrak etmeme yardım eder: bedenim, ilişkilerim, varlığım, veya etrafımdaki dünyanın koşulları vb. Eğer bu fiziksel kavramlardan, nesnelerden vs. her hangi birisi karmaşa durumunda olursa, ben de sıkıntıya maruz kalırım. Fakat derin bir sıkıntıya neden olan karmaşanın kendisi değil,  benim bu nesnelere olan bağımlılığımdır. Olumsuz duyguları kalbimden ve zihnimden uzaklaştırırarak, içsel olarak özgür hale gelirsem, endişe ve ıstırap da biter.

    - Zihnimin kontrolünü nasıl yeniden elde edebilirim?

    Düşünce ve duygularımın içsel dünyasını gözlemlediğimde, koşullara ve olaylara yanıt vermek için, pozitif bir zihin yapısında kalmama yardımcı olacak yeni yollar geliştirebilirim. Örneğin, sağlığımın bozulması konusunda üzgün ve korkak bir hale gelmenin durumu sadece daha kötü bir hale getirdiğini, halbuki bir hastalık sürecinin bana yaşam trenininden bir süre için inme, dinlenme ve nasıl yaşamakta olduğuma  bakma fırsatı verdiğini görebilirim. Böylece, eğer dürüstsem, tutum ve eylemlerimi geliştirme yollarını görebilirim. Bu idrak, taze bir umut ve mutluluk sağlar. İçeriye bakmaya devam ettiğim sürece, gerçekten bir seçeneğim olacaktır. Neden bana zarar veren endişeyi seçeyim? Neden beni yüceltecek olan, pozitif bir yaklaşımı seçmeyeyim?

     

    - Bedenim rahatsızken nasıl endişelenmeyebilirim?

     Zihin gücünün farkına vardığımda, bedende olup bitenlerden bir adım geriye çekilerek izlemeye başlayabilirim. Olan bitene kapılmak yerine, olanları izleyerek ne kadar daha fazla gözlemci hale gelebilirsem, zihin de o kadar özgürleşir. Bu benim zihnim, benim düşüncelerim ve benim duygularımdır ve beden hasta bile olsa, gene de mutluluk ve huzura ilişkin düşünce ve duygular yaratabilirim. Böylece, bu pozitif duygular bedene yardım eder, bu nedenle de çoğunlukla acı ve hastalık azalır, hatta yok olabilir.

     

    - Bana kötü davranan birisine karşı nasıl iyi şeyler hissedebilirim?

    Çoğu zaman, bir başkası hakkında kötü hissettiğimizde, onların da, kendileri hakkındaki fikirlerimizi teyit eden kötü duyguları olduğunu düşünür ve “kısasa kısas” deriz. Herkes zarara uğrar. Bunun yaptığı zararı açıkça görmem gerekir. Hastalık çoğu zaman kötü davranıldığımı veya aldatıldığımı hissettiğim zaman gelir. Zihnimin kuvvetiyle, huzurumu yeniden elde edebilir ve hakkımda iyi şeyler hissetmeyen kişilere karşı bile pozitif duygular besleyebilirim.

     

    - Pozitifliğin gücü başkalarına nasıl yardım eder?

    Pozitif düşünceler ve duygular insanlar arasında sanki bir elektrik akımı gibi akar. Bunlar, merhamet ve anlayış gibi nitelikler olarak ortaya çıkarlar. Hasta bir insan bir pozitif enerji  armağanı aldığı zaman, iyileşmesini kolaylaştıran içsel bir sükunet hisseder.

     

    - Dünya hakkında endişelenmenin bir faydası var mı? Nasıl fayda sağlayabiliriz?

    Çok fazla ıstırap olduğu doğru. Fakat eğer olumsuza odaklanırsak, bu bizim yardım etme kuvvetimizi tüketir. Dünyamızda, karanlık güçler olduğu gibi,aynı zamanda iyilik ve hakikat de işlev yapmaktadır. İnsanlığın aşina olduğu pozitif niteliklerin farkındalığının düğmesini çevirdiğimde, bu sanki karanlığa ışık taşımak gibi olur. Artık geçmiş sık sık aklıma gelmez ve gelecek hakkında endişelenmeye son veririm. Böylece sürekli mutluluk ve sağlık için yapmam gerekenleri daha açık bir şekilde görürüm.

     

    - Sevginin kaynağı nedir?

    Sevgi insan doğasının özünde vardır. Fakat içimizde, kendimizin sevgi olduğu gerçeğini kaybettiğimizde, bunun yerine, sevgiyi kendi dışımızda aramaya başlarız. Bencil arzuları bıraktığımızda ise, endişeden özgür oluruz ve yaşamlarımız baştan başa sevgi dolu hale gelir. Bu çok iyileştiricidir.

     

    - İnsanlar beni sevmedikleri halde neden sevgi hissetmeliyim?

    Çünkü sevgi iyileştirir ve mutluluk getirir. Başkalarına karşı sevgi hissettiğimde, bu durum fark gözetmeksizin yarar sağlar. Sevgi dolu olmak doğal bir yaşam şeklidir. Eğer daha fazla sevgi dolu olmak için çaba gösterirsem, kendi mutluluğum hemen artar ve başkalarının tutumları da kısa süre içinde yumuşar. Pek çok kişi sevgi eksikliğinin sonucu olarak olumsuzlukla yüklüdür. Bu, bazen benliğe yönelik, bazen de başkalarını suçlayan, eleştiren düşünceler ve olumsuz duygular döngüsü olarak kendisini gösterir. Böyle düşünce ve duygular enerjiyi tüketir ve herkesin iyiliğini azaltır. Eğer bunu idrak eder ve pozitif kalmaya karar verirsem, olumsuz döngüye son verebilir ve eylemlerde sevginin gücünü ortaya koyabilirim. O zaman bunun, bütün ilişkilerime faydası olur. Bu şekilde her birimiz daha iyi bir dünyaya katkıda bulunmuş oluruz. 

    Eğitimli insanların dokuz düşüncesi vardır:

    1. Baktıklarında berrak görmeyi düşünürler,
    2. Dinlediklerinde, iyi duymayı düşünürler,
    3. Görünüşleri bakımından sıcak olmayı düşünürler,
    4. Davranışlarında saygılı olmayı düşünürler,
    5. Konuşmalarında doğru olmayı düşünürler,
    6. İşlerinde ciddi olmayı düşünürler,
    7. Kuşkuya düştüklerinde soruları nasıl soracaklarını düşünürler,
    8. Öfkelendiklerinde sorunları düşünürler,
    9. Kazancı gördüklerinde adaleti düşünürler...

    Konfüçyüs

    COK DOGRU....

    Iki sey 'Kalitesiz Insan' in ozelligidir :
    1- Sikayetcilik
    2- Dedikodu


    Iki sey cozumsuz gorunen problemleri bile cozer :
    1- Bakis acisini degistirmek
    2- Karsindakinin yerine kendini koyabilmek


    Iki sey yanlis yapmani engeller :
    1 - Sahis ve olaylari akil ve kalp suzgecinden gecirmek
    2-  Hak yememek

     

    Iki sey kisiyi gozden dusurur :
    1- Demagoji (Laf kalabaligi)
    2- Kendini agira satmak (ovmek, vazgecilmez gostermek)


    Iki sey insani 'Nitelikli Insan' yapar :
    1- Iradeye hakim olmak
    2- Uyumlu olmak


    Iki sey 'Ekstra Deger' katar :
    1- Hitabet ve diksiyon egitimi almak
    2- Anlayarak hizli okumayi ogrenmek


    Iki sey geri birakir :
    1- Kararsizlik
    2- Cesaretsizlik


    Iki sey kasif yapar :
    1- Nitelikli cevre
    2- Biraz delilik


    Iki sey omur boyu bosa kurek cekmemeni saglar :
    1- Baskin yetenegi bulmak
    2- Sevdigin isi yapmak


    Iki sey basarinin sirridir :
    1- Ustalardan ustaligi ogrenmek
    2- Kendini guncellemek


    Iki sey basariyi mutlulukla beraber yakalamanin sirridir :
    1- Niyetin saf olmasi
    2- Ruhsal farkindalik


    Iki sey milyonlarca insandan ayirir :
    1- Sorunun degil, cozumun parcasi olmak
    2- Hayata ve herseye yeni (ozgun, orijinal, farkli) bakis acisiyla yaklasabilmek


    Iki sey gelismeyi engeller :
    1- Asirilik (mubagala, abarti, ifrat, tefrit)
    2- Felakete odaklanmis olmak


    Iki sey cozum getirir :
    1- Tebessum (gulumseme)
    2- Sukut (susmak)

    February 27

    EGER...

    EGER

    O'nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine

    ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
         Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla

     O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz...

     ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...

    O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar,

    O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
         sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor,

    O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz,

    mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor,

    mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,

    ve O, her durduğunuz yerde duruyor,

     her baktığınız yerden size bakıyor,

    siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
         dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer,

    en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...

    hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse...
         elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü pembeyse,
         kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
         her şiirde anlatılan O'ysa...

     her filmin kahramanı O...

    her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu

    bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor

     ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
         iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
         iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
         eliniz telefonda yaşıyor,

     işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor,

     dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...

    mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor,

     vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor,

    konuşan birini dinlerken 'keşke O anlatsa' diye iç geçiriyorsanız...
         kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden,

    sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...

    özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
         hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
         O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
         ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...

    gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
         bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...
         uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
         dışarıda yer yerinden oynuyor ve 'içeri'de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,

    nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız

    ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
         kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk,

    gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...

    gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,

    bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
         Her gidişte ayaklarınız 'Geri dön' diye yalpalıyorsa

    ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...

    ...o halde bugün sizin gününüz!..
         'Çok yaşa'yın ve de 'siz de görün'üz

    CAN DUNDAR

     

     

    January 03

    HOCCAKAL AŞK YOLUN ACIK OLSUN...

     
    Hiç düsündünüz mü bir yürege kaç sevda sıgar?
    Hatta aynı anda kaç tanesini aldınız yureginize?
    2 ???   3 ??? daha mı fazlası yoksa:)
     
    Peki bunların hepsini de gerçekten sevdiniz mi?
    ''Canım... Seni Seviyorum ''
    kelimelerini bol keseden atar gibi  savurup durdunuz mu ortalara?
     
    Oysa ki anlam olarak ne kadar agırdır CANIM kelimesi
    Canım; dedigin senin gerçek canındır, nasıl canının acımasını istemiyorsan iste onada aynen öyle
    itina ve özenle bakıp davranacaksın...
    Olmekten korkar gibi canını kaybetmekten de korkacaksın, hatta daha fazla olmalı bu korkun
    çünkü ölmek bir keredir ama kaybettigin canın arkasından hergün yeni bastan ölürsün
    hergun ölüp ölüp can verememek nedir bilirmisin?
    Bana sormayın ben de bilmiyorum ölüp ölüp dirilmeyi...
     
    Ama istersen öldürülüp öldürülüp diriltilmeyi anlatırım sana....
     
     
    Peki ya SENI SEVIYORUMlar;
    Sevmek nedir sizce?
    begenmek? hoslanmak mıdır?
     
    SEVMEK; dedigin aynı anda aynı solugu alıp vermektir benim için...
    Her an özlem duymaktır...
    Elini tuttugun an tüm korkularını yendigini hissettigin andır...
    Sesi sıcaklıgın demektir...
    Askı ise tutkundur, vazgeçilmezindir...
     
    Tüm bunları yüreginize  sıgdırdıgınız 2 yada 3 sevda ile aynı anda paylasamazsınız
     hep eksik biseyler kalır...
     
    Bense  bir tanesini bile sıgdıramadım ne yazık ki
    öyle büyüttüm ki yüregime sıgmaz oldu
    ve CANIM  gittikçe agırlastı
    yüregim  de tasınamaz olup canım yanmaya basladı...
    Sıgamadın kalbime çatlaklar olustu
    Derken bir kan kaybıdır aldı basını gitti
    Sense karsıdan can çekismelerimi izledin
     
    Neydi senin için aşk?
    eglence, vakit doldurma
    hangisi????
     
    Ask dedigin sadece kimyasal heyecan mı?
    Oyleyse ben vazgeçtim asktan beni kimse sevmesin...
    ve
    Hosçakal Ask
    Yolun açık olsun.....
    December 28

    EVDE YOKUM...

    Click for Full Size View
    Her canlının  olaylara karsı bir tepkisi vardır
    mesela kaplumbaga ; en ufak bir tedirginlikte kabuna çekilir
    saklar kendini herkezden herşeyden
    Bende yaparım bazen bunu
    dahası yaptırılırım.
    Hani bazen canımız acır ya bir sözden  bir laftan
    cevap verecek gücünüz bile kalmaz
     saklarız duygularımızı  kapanırız kendi yüregimizin içine
    iste öyle anlarda  derim ki tüm dostlarıma
    EVDE YOKUM
    kapamısımdır tüm kapıları pencereleri
    en ufak bir sevginin ısıgı bile girmesin diye.....
     
    Bu resmi görünce de aynen söyle diyesim geldi
    EVDE YOKUMMMM!!!!!
    Tatile gönderdim duygularımı
    Sevmiyorum kimseyi, hiçbir seyi.....
    Ruhsel Barışçimen...
    December 06

    OLABILDİĞİ KADAR OLSUN...

     
    "Seviyorum" diyebilecek kadar cesaretimiz olsun.
    Kalbimize sigdiramayacagimiz kadar sefkatimiz,
    Yuregimizde saklanamayacak kadar cok gozyasimiz olsun.
    Hayatimiza kattigimiz gurultuler kadar sessizligimiz,
    Sessizligimizde anlam bulan dusuncelerimiz kadar sesimiz,
    Karamsarligimizi huzura donusturecek icten dualarimiz olsun.
     
    Yusuf kadar iffetli nefislerimiz,
    Yakup kadar sabirli bekleyislerimiz,
    Meryem kadar masum duruslarimiz,
    Muhammed'i (s.a.v) temsil edecek kadar samimi inancimiz olsun.
     
    Hayat kadar dusunulen olumumuz,
    Olum kadar anlamlastirilan hayatimiz,
    Umutsuzluklarimizdan daha cok umudumuz olsun.
    Hirslarimiz kadar sorumlulugumuz,
    Ozlemlerimiz kadar bekleyislerimiz,
    Unuttuklarimiz kadar hatirladiklarimiz,
    Umduklarimizdan daha cok bulduklarimiz olsun.
     
    Nurdal Durmus
     
    November 07

    OLGUNLUK...

     

    20 li yaslara kadar iyilikle kotulugun ulkesi, kalin sinir cizgileriyle ayriliyor birbirinden.
     
    SIkI dostlari ve dusmanlari oluyor insanin. Onlari olesiye seviyor ya da olesiye nefret ediyor onlardan.
     
    30 larinda yalani hakikatten ayirt etmeye basliyor.Iyi sandiklarinin hiyanetiyle tanisiyor, sirtinda dost isi hancer darbeleriyle ; ve en kotu zannettigi sefkatle imdadina yetisi veriyor.
     
    Zaman kanatlanip da 40 ina yaklastiginda insan, iyiyi kotuden ayiran hudut cizgilerini bir birine karistiriyor.
     
    Iyilere naksolmus kotuyu ve kotulerin icindeki iyiligi de kesfediyor ademoglu.
     
    Anliyor ki, iyi insan / kotu insan yok ; insanin icinde iyilik ve kotuluk var, kotuyle iyi panzehiri degil birbirinin ; kankardesi. Iyilerle kotuler cekistirmiyor ipi. Iyilik ve kotulukten orulmus ibrisimin kendisi.
     

    Bunu anlayinca sasmiyorsun nefretin birden sehvete donusmesine ; aci girdaplarinin icinde hazzin raksetmesine.Tevazuyla gurur,haysiyetlikle onur el ele yuruyor.
     
    Insan, suur altindaki isyankarla sahtekari, gunahkarla tovbekari bir arada farkediyor. Benim, hukmeden ve boyun egen,zulmeden ve aci ceken.Bunca siddet kadar onca merhametde benim eserim.
     

    Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi he zimete bulayan benim.Kundak bezime tipatip benziyor kefenim,hayatim muhtesem ve sefil, magrur ve rezil, hayasiz ve asil.Ben, hem ors hem cekicim.
     

    Iste bu kesif kolaylastiriyor yasami..Anliyorsun ki toplumlar gibi insanlar da kanli ic savaslarina borclu ilerlemesini..
     
    O zaman , iyileri kotulerden ayirmak gibi nafile bir ugrasi birakip ''basta kendin olmak uzere'' insanlarin icindeki iyiligin pesine dusuyorsun ; kiymet bilmeyi ve '' yine basta kendin olmak uzere '' herkesi hos gormeyi ogreniyorsun.
     
    Tukendikce pahalaniyor zaman ; gunler azaldikca uzuyor. Saclarin gibi, seyreldikce degerleniyor dostlarin.Gunahlari ve zaaflariyla da ovunuyor insanlar;sevaplari ve zaferleri kadar.
     
    Onemli degil kac kez yenildigin ; onemli olan, kac yenilgiden sonra yeniden dogrula bildigin.
     
    Bu paramparca ruhlardan, celiskili duygular dan,
    catismanin actigi yaralardan mucizevi bir ahenk cikiyor ortaya ki
    '' OLGUNLUK '' diyorlar adina.....
     
    ..
    November 04

    Mutluluk....

    Bir tüccar mutluluğun gizini öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.

    Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.

    Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama mutluluğun gizini açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.

    “Ama, sizden ricada bulunacağım” diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip, sonra bu kaşığa iki damla sıvı yağ koymuş. “Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.”

    Delikanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.

    “Güzel” demiş bilge, “Peki, yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvanbaşının yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?”

    Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka birşeye dikkat edememiş.

    “Öyleyse git, evrenin harikalarını tanı” demiş ona bilge. “Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.”

    İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zerafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini tüm ayrıntılarıyla anlatmış. “Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?” diye sormuş bilge.

    Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

    “Peki” demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, “Sana verebileceğim tek öğüt var: Mutluluğun gizi dünyanın tüm harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan...”
    •Bir çoban gezmeyi sevebilir, ama koyunlarını asla unutmaz.•
    BİR DAHİNİN GÜNCESİ ınden bır gonderı teskrler kendısıne....
    November 03

    Y A Ş L A N I Y O R U Z !!!

                *Y A Ş L A N I Y O R U Z ! ! !*

                Bugün üniversite öğrencilerinin çoğunluğunu 1986 doğumlular

                ve daha küçükler oluşturuyor.

                'Gençlik' onlara deniyor.

                Onlar için "Soğuk Savaş" bir bilgisayar oyunu.

                AIDS doğduklarından beri var.

                CD doğduklarında vardı.

                Michael Jackson onlar doğduğunda beyazdı.

                Bülent Ersoy onlar doğduğunda kadındı...

                Eski filmlerde Ajda Pekkan'ı görseler tanımazlar.

                Küçük Emrah'ı, Emrah'ın gayrimeşru oğlu sanıyorlar.

                Rıdvan Dilmen onlar için sadece bir TV spor yorumcusu

                ve ona neden 'şeytan' dendiğini bilmiyorlar.

                Kenan Evren onlar için tonton bir ressam "netekim".

                Onlar için 'Çarli'nin Melekleri' ve 'Görevimiz Tehlike' sadece

                geçen senenin yeni vizyon filmleri.

                Siyah beyaz bir bilgisayar ekranı olabileceğini düşünemezler.

                Pac-Man'i bilmezler.

                Amiga ve Commodore 64'leri olmadı hiç.

                Siyah beyaz bir televizyon olabileceğine inanmazlar ve uzaktan

                kumanda olmadan nasıl kanal değiştirileceğini bilmezler.

                Balkonda hiç anten ayarı yapmadılar.

                Sadece tek bir kanalın günde belirli saatlerde yayın yaptığı

                dönemlerde dinozorların da yaşadığını düşünürler.

                Dallas'ı sadece NBA maçlarından bilirler.

                Flamingo Yolu ise sadece bir bar adı olabilir onlar için.

                John Travolta'yı hep balık etli ve yuvarlak hatlı olarak

                gördüler ve onun nasıl olup da bir dans ilahı olabildiğini

                hayal bile edemezler.

                Ve bizlerin de üniversitedeyken cep telefonsuz nasıl

                yaşayabildiğimize akıl erdiremezler...

                Şimdi bakalım yaşlanıyor muyuz bir görelim...

                1.Yukarıda yazılanları anlıyor ve gülümsüyorsun.

                2. Artık dışarıda geçirilen bir gecenin ardından öğleden

                sonraya kadar uyumaya ihtiyacın var.

                3. Arkadaşların bir bir "dede" oluyor.

                4. Küçük çocukların bilgisayarla nasıl çok rahat

                oynayabildiklerine her zaman hayret ediyorsun.

                5. Gençlerin ellerinde cep telefonlarını görünce kafanı

                sallıyorsun.

                6. İşine her geçen gün daha çok bağlanıyorsun. Artık o senin

                hayatın.

                7. Arkadaşlarınla her gün telefonda daha az vakit

                geçiriyorsun.

                8. Zaman zaman arkadaşlarınla buluşup, beraber yaşadığınız

                komik anıları tekrar tekrar anlatıp, eski güzel günleri yâd

                ediyorsun.

                9. Bu maili okuduktan sonra bunu bazı arkadaşlarına gondermeyi düşünüyorsun.
              
                Onların da bunu beğeneceklerini

                biliyorsun...

                Ve...

                Evet ... kabul etsek de etmesek de hepimiz yavaş yavaş

                Y A Ş L A N I Y O R U Z !!!
    November 01

    Asla ! Hoşçakal..... Ümit !

     
    Asla ! Hoşçakal..... Ümit !
     
    Birbirlerini görmeden seven dostlar varmışş...

    Öyle çok severlermişki birbirlerini ne kadar mesafe varsa aralarında o kadar da sıkısıkıya bağlıymış bu dostlar..

    Görünmeyen, hissedilen beyaz ışıktan yapılmış bağlılık senfonisinin dinletisinde,
    Yaradanın armağanı olarak Melekler, canlıların yüreklerine üfleyivermiş doğduklarında...

    Sevgi bağlarıyla bağlı, birbirlerine yansıttıkları ışık hüzmeleriyle süzülen halatları varmış...

    Ruhlarının sıkısıkıya sarıldığı düşmesinler, kopmasınlar diye birbirlerinden....

    Dünya pislendikçe gerilir, sinirlenir yakıp, yağıp, esip yerle bir olup kıyametle uzaklaşmak istermiş evrenin sonsuzluğunda...

    Uzaklaştıkça bütün canlılar birbirlerinin gölgelerinden görünmeyen kirlerinden...

    Daha da uzarmış mesafeler ve mesafelerden uzak kalan yürekler...

    Uzaklık ne kadar kilometrelerce uzaklaşsada kendi halinden..
    Halatlar ne kadar gerilsede, kuş uçuşuyla yükselse de gökyüzüne, bir balık dalışıyla ne kadar derinine de inilse denizin..

    Canları acırmış canların, gerilince halatlar birbirlerinden...
    Görünmeyen hüzünler, yakarmış ciğerleri...

    Bazen nefessiz ölümler beklermiş..
    Her gerilişin köşebaşında sinsi, puslu o bilinmez yollarında...

    Halatlar gerildikçe acır, kan sızarmış yüreklerden...

    Çıkan sesler hüznün nefesiyle daralır kırmızıya, griye, karaya boyanırmış düşler..

    Ama asla kopmazmış......

    Düşler güçlenir, gülüşlenir, yepyeni bir beyaz sayfa açılırmış, halatın çatırdayan ortasından...

    Ve......

    Bembeyaz Düşler Güneşlenirmiş....

    Birbirlerini seven insanların kalpleri arasında, gözle görülmeyen ipler olurmuş; insanlar uzaklaştıkça ipler gerilir insanın canını acıtırmış ama asla kopmazmış......

    Asla! Hoşçakal....

    Sevgimi çok hakkettin...

    Seni seviyorum Ümit..!
    October 30

    Internette durustluk

    *Birbirimizi gormeden, tanimadan ve sadece "hissederek" yuruttugumuz dostluk
    iliskisi yasamimizdaki diger iliskilerden cok farkli gelisiyor..*

    *Gercek yasamda once fizikleriyle, giyim kusamlariyla, sonra da fikirleriyle
    ve yasam gorusleriyle, zihinleriyle tanisiriz insanlarin..
    Oysa burada, sanal ortamda, once fikirler ve gorusler on plandadir,
    birbirimizi zihinlerimizle taniriz, severiz (ya da sevmeyiz) ve bazen de
    tanimak isteriz, gorusur tanisiriz....
    Deger verir, dost oluruz..
    Cok sevdigim bir sair ve filozofun, Halil Cibran'in sozlerini yazim
    suresince paylasacagim sizlerle:
    "Dostunuz size aklindan gecenleri aciklarken ne -hayir-i ne de -evet-i ona
    soylemekten korkmayiniz. Ve o sustugunda yureginiz onu dinlemeyi surdursun;
    Eger dostun senin icindeki denizin alcalacagini bilmek zorundaysa, birak
    yukselecegini de bilsin.. Yalnizca zaman oldurmek icin aranilan dost nedir
    ki ? O, sizin ihtiyacinizi karsilamak icindir, yoksa anlamsiz boslugunuzu
    degil.. Ve dostlugunuzun uyumunda birakin kahkahalar yukselsin ve zevkler
    paylasilsin..."
    Bazen bu buyu bozulmasin diye, durust olamadigimiz icin, bu tanismayi
    istemeyiz. Karsimizdakinin durustlugu veya bizimki, bir sekilde kafamizda
    hep durustlugu sorgulariz, guvenmek isteriz yazilana, dostlarimiza.. ..
    Gercekten o kisi mi...
    Gercekten boyle mi dusunur...
    O mu gercekten bizim etkilendigimiz. ..
    Sevgi duydugumuz...
    Yoksa yalan mi bize soyledikleri. ...
    Yoksa...
    Yoksa...
    Bize sevgiden bahseden, yuce duygulari bayrak etmis kisi, evinde esini veya
    cocuklarini doven biri mi? En azindan, insanlari iddia ettigi kadar sevmiyor
    olabilir mi? Zaman icinde tanidikca kuskular baslayacaktir. ..
    Hic kimse yalani surekli surdurecek kadar zeki degildir...Ve hic kimse de bu
    yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar saf degil...
    Durustluk, ozgurluk demektir ve ozgurluk kisitlanmamalidi r asla...
    "Ozgurlugunuz, kendisine vurulmus olan zincirlerinden kurtuldugunda, daha
    buyucek bir ozgurluge zincir olur..."
    Surdurmeye calisacagimiz yalan, hatirlamak zorunda oldugumuz uydurma kisilik
    en cok kendimizi rahatsiz edecektir bir gun.....
    Insan karsiisindakini bir sure aldatabilir belki...
    Hatta uzun bir sure de bunu devam ettirebilir. ..
    Ama, kendini kandiramaz, bunu hep surduremez...
    Surdururse, kisilik sorunlari baslayacaktir, yarattigi kahramani yasatmaya
    calisirken, kendisini yaralamis, hatta oldurmus olabilir...
    Ne kaybederiz oysa, ne olur boyumuz kisa veya uzun ise, zayif veya sisman
    isek....
    Sagligimiz yerinde veya degil ise...
    EksIklerimiz varsa...
    Paramiz olsa veya olmasa...
    Veya o filmi gormemissek, o siiri duymamissak... .
    Ya da o ulkeye gitmemissek.. .
    Sesimiz guzel degilse...
    O konuya yabanci isek....
    Soyledigimiz yasta degilsek...
    Ya da yasamimizda olmadigini soyledigimiz birileri varsa...
    Ne fark eder dostluk adina..
    Yalanlarin esiri olarak yasamak ve bir gun her seyden kacmaktansa, durust
    olmayi denesek dostlarimiza ve kendimize...
    Yarattigimiz dunyanin birgun basimiza cokmesindense. ...
    Daha kotusu, bir baskasinin dunyasini yikmaktansa.. ..
    "Tipki okyanusun sahilinde durmadan kumdan kaleler yapan ve sonra da bir
    vurusta gulerek yikiveren cocuklar gibi. Oysa sizler kumdan kaleler yaptikca
    okyanus sahile daha cok kum yigmaktadir. Ve yaptiginiz kaleleri yiktikca
    okyanus sizlere gulmektedir.. ."
    Kendine mukemmel bir kisilik yaratmak cok kolay..
    Zor olan,oldugunu durustce olabilmek... ..
    En aci gercegin bile en guzel yalandan ustun oldugunu hatirla....
    Durustluk temelinde oturan dostluklarin daha degerli ve uzun omurlu
    olacagini ta icinde biliyorsun.. .
    Unutma, uzun vadede durustluk her zaman galip gelecektir.. .
    Kendini zor olsa da, aci olsa da, kabullen...
    Cunku sen biriciksin, cok degerlisin. Sonradan acisini cekecegin hayalleri
    yaratma..
    "Aciniz, idrakinizi kaplayan kabugun kirilmasidir. Nasil ki, bir meyvanin
    yureginin gunesi gorebilmesi icin kabugunun catlamasi gerekir, aci da sizin
    icin oyledir. Kalbinizi guncel yasantinizin mucizelerine hayran
    tutabilseydiniz, aciniz mutlulugunuzdan daha az gorkemli olmazdi. Tipki
    tarlalarinizdan gecip giden mevsimler gibi, yureginizin mevsimlerini de
    kabul edebilseydiniz, Pismanlik ve uzuntulerinizin Kis'inda cevrenize huzur
    icinde bakabilirdiniz. .. Acilarinizin cogu kendinizce secilmistir.
    Icinizdeki hekimin hastalikli benliginizi tedavi amaciyla verdigi tatsiz
    ilactir... Bu nedenle, icinizdeki hekime guvenin ve uzattigi devayi
    sukunetle ve yatisarak icin.."
    Karsindakine guvenmek istiyorsan, durustluk ariyorsan, once kendini
    guvenilir kilmalisin. Bunun da yolu bir; aci da olsa, zor da gelse kendinle
    tanis ve bize seni sun..*

    *Cunku biz seni seviyoruz, klavyenin tuslarindakini sahte dostu degil,
    sadece ve tam da su halinle seni...*


    October 20

    Dedikodu, gerçekten çok daha inandırıcı!

    Acı ama gerçek: Alman araştırmacıların bulgularına göre, dedikodu bir kişinin düşüncelerini şekillendirmede, gerçek olay ve söylemlerden çok daha etkili!

     

    ALMANYA'DA yapılan bir araştırma, dedikodunun bir kişinin belirli bir konudaki düşüncelerini şekillendirmede "gerçeklerden" çok daha etkin olduğunu ortaya koydu. Almanya'daki Max Plank Enstitüsü uzmanlarınca yapılan araştırmada, 126 kişinin daha önce tanımadıkları kişilerle, işbirliği de yapabilecekleri bir bilgisayar oyununda yarışmaları istendi.
    DENEKLER, oyun sırasında rakiplerinin kendilerine nasıl davrandıkları hakkında çeşitli notlar okumak zorunda bırakıldı. Deneklerin diğer yarışmacılarla işbirliği yapmaya karar verirken kendi değerlendirmelerinden çok, bu notların etkisi altında kaldıkları gözlendi. Uzmanlar, "Dedikodu fikirlerimizi, kendi gözlemlerimizden bile daha fazla etkiliyor" dedi.

    October 19

    Ask, aliskanlik, "ev"lilik

     Sevginin "atesi"ni sondurmeyecek bir iliski icin en iyi yol nedir?
    Ayri evlerde yasamak mi?
    Surekli ozlemek mi, yoksa aliskanligin tatli sicakligi mi?
    Gunumuz beraberliklerinde kafa kurcalayan sorular bunlar.
    Ask baslangictir, baslangicta kalmaktir, derim ya hep...
    Insan sevince, baslangicta sevdiginden bir saniye bile ayri kalmak istemez ya...
    Yine de bu sorular bir kenarda sinsice sirasini bekler.
    Bazen sessizce icten ice, bazen yuksek sesle sorulur.
    Medyada da durum pek farkli degildir.
    Ara ara "firtinali asklar mi, huzurlu aliskanliklar mi?" diye anketler cikiverir ortaya.
    Gecen hafta da oyle oldu.
    Once Tuba Unsal'in aciklamalariyla konu magazinde boy gosterdi. Sonra Hincal Agabey girdi isin icine; aliskanliklari degil, ayri evlerde yasanan ve surekli sinanan sevgiye dayali evlilikleri tercih edecegini yazdi.
    Arkasindan bu tartismayi her zaman sevmis dergilerin, gazete eklerinin sorusturmalari geldi.



    Oysa duzenli iliskilerin ister ayri evlerde ister ayni evde yasansin, tek bir problemi var ve kimse bunu gormek istemiyor.
    Sorun "ev"lenmede, evde degil.
    Sorun DUZEN'de...
    Cunku ask duzen isi degildir. Hafif anarsIk, cokca asosyal bir yapisi vardir askin.
    Âsigin "ev"e ihtiyaci duzen arzusundan degil, sosyal hayatin yipratici etkilerine karsi disa kapanip doyasiya aski yasama arayisindan kaynaklanir.
    ÂsIk ayri ev, ayni ev falan dusunmez, tartismaz. O, sevdigini yaninda degil "icinde" ister.
    Fakat...
    Biliriz... Hayat baslangiclardan (ask) ibaret degildir. Oyku gibidir hayat. Eninde sonunda giris bolumunu gelisme ve (Tanri gecinden versin) sonuc bolumleri izler.
    Ve tabii aileler, isler gucler, faturalar, projeler, "ucuncu tekil ve cogul sahislar ; derken efendim cocuklar, yukumlulukler, sorumluluklar, bastan cikmalar, yoldan sapmalar, daha neler neler vardi.
    Ayri ev...
    Askin, sevmenin, ozlemenin sigortasi degildir. Oyle anlatanlar hem kendilerini hem de baskalarini yaniltiyor.
    Ayri ev nedir, neden onemlidir, biliyor musunuz? Biliyorsunuz da ortalik yerde itirafi munasebetsiz buluyorsunuz. Haklisiniz.
    Kafa dinleme yeri falan degildir ayri ev.
    Ozlem icinse mesafe gerekmez. Gercek âsIk zaten sevdigi yanindayken bile icindeki ozlemi dindiremeyendir.
    Bir iliskiyi ayri evlerde yasamak, iliski hayatin gercekleriyle carpisip yenildigi anlar icin gecici ya da kalici sigorta-siginaklara sahip olmaktir.
    Guvendir, kacis guvencesidir ayri evler; "yikilmam, ayakta kalirim" demenin sessiz fakat guclu ifadesidir.
    Hatta biraz da askla uyumsuz bicimde ego-santrizmdir.
    Gerisi hikâyedir!



    Asil su aliskanliktan soz etmeli.
    Hepimiz asktan veya kendine ask susu vermis beraberliklerden soz etmeye bayiliyoruz da is aliskanliga, sevenlerin "kardesce" beraberligine gelince suspus oluyoruz.
    En acitici ama en yaygin gerceklige comak sokup ortaligi karistirmamak icin mi? Belki...
    Yoksa cinsellige dokunmaktan korktugumuz icin mi? Cunku iliskiler aliskanliga donustugunde bundan en cok etkilenenen cinselliktir.
    Ayni kiside hem dert cikarmayan bir kardes, hem terk etmeyen bir ebeveyn, hem de aldatmayan bir âsIk bulma umuduyla birbirimize kosuyoruz. Sonra hayatin carklari islemeye basliyor.
    Aliskanlik bas koseye kuruluveriyor.
    Daha dogrusu iliski o sayede pacayi kurtariyor.
    O halde daha yakindan bakmali ona, hak ettigi degeri verip biraz uzerinde durmali! Oyle degil mi?
     
    Hasmet Babaoglu

    October 10

    Her gününüz bayram olsun!

    Zamanla anlıyor insan:  

    3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte bir şey bayram... 
     
     
     
     
     

    Nefes almak bayramdır mesela;

                günün birinde soluksuz kalınca anlar insan...  

         Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;

         sevmeninkini yalnızlık... 

    Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.  

    Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp …..

    Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. 

    Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

                                      
     
     
     
     

    Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek,

    bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı,

    kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.

     
    Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş

    bir ilişkiyi bitirmek de öyle... 

    Vuslat da bayramdır öte yandan... 

    Endişe içinde beklediğinden mektup almak,

    telefonda ansızın sesini duymak,

    deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır. 
     
     
     
     

    En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun

    köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine

    sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını

    çalabilmek bayramdır.

     
    Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye,

    saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır. 

    "Ona güvenmiştim, yanılmamışım"

    sözü bayramdır. 

    Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram... 
     
     
     
     

    Yeni bir sözcük öğrenmek,

    bir tünelin sonuna gelmek,

    müzmin bir işin kapısını çarpıp

    uzun bir yola çıkıvermek bayramdır. 

    Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.

     
    Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
     
     
     
     
     

    Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi,

    akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi,

    sevdalı bir elin tende gezmesi,

    nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.

     
    Sonrasında gelen ilk diş bayramdır,

    ilk söz bayram, ilk adım,

    ilk yazı, ilk karne bayram... 
     
     
     
     

    Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.

     
    "İyi ki yanımdasın" bayram,

    "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram... 
     
     
     
     

    Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır. 

    Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.  

    Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram... 
     
     
     
     

    Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz

    her gününüz bayram olur. 

    Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.

    Deseler de böyle delilik

    bayram artığı günlerdeki

    nankör akıllılıktan evladır. 
     
     
     
     

    Her gününüz bayram olsun! 

    Can Dündar ’ dan

    October 06

    Kucuk Bir Kiz Cocuguyum.........

    Duymak isteyipte duyamadıgım sesin çınlıyor kulaklarımda.Gülmek istedikçe aglıyorum...

    Yıllar çürütüyor herseyi,bir resmin var bende baktıkça seni daha çok özlüyorum.
    Ne diye hitap ederdin bana içinden kimbilir?Kimbilir ne çok severdi ellerin yüzümü,
    simdi o kadar parmak izi var ki aynı yerde aynalarda seninkini seçemiyorum...

    Ne zulüm yüklü su nefes almaya çalıstıgımız hayat.
    Adım bası bataklık sarmıs kaldırımları,yürüyemiyorum.Bakıyorum da o siyah beyaz resmine,konustukça kendi sesimi ben duyamıyorum...sikayet kabul etmiyor bu hayat,etsende merak etme seni dinlemiyor.Çok sevdim ben onu diyorum.Sevgimle oturup hayatımın bas kösesine tek basıma agladım.Mutluluklarımda oldu tabii.Arkasında yüklü gölsesinde saklıydı yinede korkularım.Tuhaf heycanların zor kurallarını koydu önüme.Beni sorgusuz sev dedi,yaptım.Dedim ya,çok sevdim ben onu.
    Sorgusuzca,o sevmediginde onun yerine de sevdim kendimi.Aynı senin bana ögrettiğin gibi..
    Kavgalarda,kestim sesimi,oturup önüne saatlerce agladım.Dakikalarla kısılıyordu sesim,nefesimi öyle tutuyordum ki hıçkırıklarımla sarsılmıyordu bedenim.Bedenim gitgide siliniyordu.
    Asıktım da ona.Delilerin gece çıglıgı gibiydi benim askım.Kesintisiz bagrıslar yasardı ruhum.
    Bir gülsün öyle heycanlanırdım ki,kalbim bedenimden fırlayıp gökteki yıldızlara karısırdı.
    Dolunay vardı geldiginde,büssürü de yıldız.Öyle heycanlanmıstım ki hangi yıldıza atladıgını bulamayıp kalbimin,senin yanına gelicem sandim...
    Büyüyor sanardım yanımda bedenim,boyum uzuyor gölgemle ısıklara karısıyor gibi gelirdi.Bir gelirdi yanıma hayatım öyle aydınlanırdı ki dört bir yanımdan gölgeler fıskırır,
    boyum herbir yana yayılırdı.
    Senden söz açıldı bir defa,sana onu sikayet ettigimi anlattım,söylesem hatırlamaz.
    Unutkanlıgıyla unutkanlastırdı beni.Biliyormusun,banzen beni bile unutuyor.
    O anlarda ruhum çıkıp,gölgemide silip beni ufacık yapıyor.
    O zaman yanımda bir sen eksik kalıyorsun.Hersey eskiye dönüp,sayılarla katlanıp çogalıyor,bense bu çogalmayla çürüyorum.
    Küçücük bir kız çocugu oluyorum,örgülerim sökük..
    Düsünüyorum da ona büyüttügüm sevgim kadar yasım yoktur benim...

    NE GUZEL OLURDU DEGILMI ??

    Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel, hatta
    mükemmel  olurdu.
    Nasil mi ?
    Cami'de uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içersinde, herkes
    karsinizda saf
    durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar
    helal edilmis vaziyette.
    Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak.
    Herkes
    etrafinizda, büyük bi itibar, iltifatlar, çocuklar
    torunlar hepsi  hazir.
    Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.
    Dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir
    maasinizi
    aliyorsunuz. Ne güzel, hazir maas, hazir ev....
    Altmisli yaslara kadar
    hersey garanti, huzur içinde
    yasiyorsunuz. Sagliginiz gittikçe düzeliyor,
    kaslar güçleniyor,
    kuvvetleniyorsunuz.
    Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün
    size  hosgeldin
    hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor
    patronunuz..
    ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli
    bir insan
    olarak ise basliyorsunuz. Herkes karsinizda elpençe
    divan...Vücudunuzda da
    bazi hosa giden hareketler de basliyor.
    Gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz. Diger hormonal
    aktiviteler
    artiyor, fevkalade.....
    Aman ne güzel günler basliyor... Derken birgün patron size
    artik
    Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada Babaniz
    ortaya çikmis,
    "fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi
    birak, okumaya basla,
    harçiligin benden olsun..." Keyfe bakar
    misiniz ? Okudugunuz dersler
    gittikçe kolaylasiyor. Ekmek
    elden, su gölden bir dönem basliyor.
    Partiler, Diskotekler, Kizlarin sayisi artiyor.
    Derken Anne ve Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba
    kullanma
    derdi de yok artik.... Günün birinde sizi okuldan da
    aliyorlar, "evde
    otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna"
    diyorlar...
    Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile
    temizliyorlar, hatta
    bu durum aliskanlik yaratiyor ve hiç
    tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.
    Derken Anneniz bir gün size
    süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli
    dönem basliyor.
    Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir.
    Bir gün
    karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için
    agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
    sicacik,
    yumusacik, gürültü ve patirtisiz bir ortamda
    yasiyorsunuz. Kuculuyor,
    kuculuyor, ufacik bir hücre halini
    aliyorsunuz. Ve günün birinde hayatiniz
    bitiyor....

    CAN YÜCEL
    October 04

    ÖZLEMEK!...

    Tutkuyla karışık hüzünlü bekleyişlerin gizemli dansı

    Özlemek, yaşarken her nefes alışımızda içimizden bir şeyler götüren, bir şeylerin eksikliğini hissettiren, kalabalık yalnızlığımızın en yakın arkadaşı ve o tarifi zor duygu... Alışageldiğimiz hayatımızda, kurduğumuz düzenin iniş çıkışlarında adını sıkça duyduğumuz, şu ya da bu şekilde yaşamak zorunda olduğumuz, benliğimizde kimi zaman derin izler bırakan, kimi zaman onulmaz yaralar açan, hiç beklemediğimiz anda karşımıza çıkıp bizi şaşırtan, ama asla unutamadığımız hasret damlacıkları. Uzaklardaysanız ülkenize, taşına, toprağına, vatanınızın yeşilliklerine, denizlerine, çiçeklerine, evinize özlem duyarsınız buram buram. Yakınlarınızdan ayrıysanız herbirinin kokusu burnunuzda tüter adeta. Arkadaşlarınızı, eşinizi, çocuklarınızı bazende çok özel dostlarınızı özlersiniz. Sebebini tam olarak kendinize bile ifade edemediğiniz özlemlerinizle içiniz kavrulurken, sevginizin şiddetini hissedersiniz derinden derinden. İçinde, yüreğinize sığmayacak kadar büyük bir sevgi, gözyaşı, sabır, tutku, alışkanlık... hepsinden vardır bir parça. Biraz isyan, belki biraz korku ve tarifi zor bir iç burukluğu da eklidir bu özleminize.

    Özlediğiniz her kim ise sonunda kavuşmak varsa eğer; kucaklaşmanız özlemlerinizin son durağı olacak ve beklentileriniz yerini sımsıcak güzel duygulara bırakacaktır aniden. Sevdiğiniz, özlemini günlerce, haftalarca, aylarca, belkide yıllarca çektiğiniz o güzel insanı karşınızda gördüğünüz andaki iç ürpertiniz, kollarınız boynuna sımsıkı sardığında delice çırpınışlara bırakır yerini. Yürek sesiniz kollarınıza söz geçiremez olur adeta. Sıkı, daha sıkı sımsıkı sarar ve bir daha hiç ayrılmak istemezsiniz artık ondan. İşte o an duyduğunuz o doyumsuz zevk sizi daha o anda yepyeni özlemlere hazırlar, siz farkında olmadan. Kavuşmanın hazzını, tadını ve doruklardaki sevgiyi tadabilmektir esas güzel olan, onca zaman çektiğiniz özlem olsa bile değmiştir tüm sıkıntılara ve kaygı dolu yürek çarpıntılarına.

    Ama özleminizin sonunda kavuşmak yoksa, kaybedilenler varsa geride herhangi bir sebepten; işte o zaman özleminiz katranlaşmış bir macun misali simsiyah bir örtü bırakmıştır duygularınızda bir yerlerde. Hatırladığınız anda içinizi acıtan, gözlerinizi nemlendiren, pişmanlıklarınızı çağrıştıran sessiz çığlıklar kopar yüreğinizde. "Keşke" leriniz artar bir anda elinizde olmadan. Yaşadığınız anın değerini bilmediğiniz, özel dostlarınıza yeterince zaman ayırmadığınız, hayatınızın her dakikasından mutluluk payları çıkarmadığınız için hayıflanır durursunuz boşyere. Elinizden gelse zamanı geri getirmeyi istersiniz delicesine, pişmanlık duyduğunuz her anı değiştirebilmek için. Ama ne mümkün! Yaşanmış yaşanmıştır bir kere.

    Özlemler hayatımızın bir parçasıdır, her an her koşulda olacaktır kuşkusuz. Asıl olan "keşke"lerin ve pişmanlıkların az olduğu özlemleri yaşamaya çalışmaktır belkide elimizden geldiğince. Ayrılıkların