CaDy's profileBIR CaDy VARDI CANI SIKI...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
May 09 CANIM ANNEMMMMM IYI Kİ SENIN KIZINIMMM SENI SEVIYORUMMBİR ZAMANLAR doğmak üzere olan bir çocuk varmış. Ve dünyaya gideceği gün Allah'a sormuş: "Bu kadar küçük ve korunmasızken dünyada nasıl yaşayacağım?" Allah "Meleklerimin arasından senin için bir tanesini seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni hep koruyacak." diye cevap vermiş. "Ama lütfen söyle bana, burada Cennet' te hiçbirşey yapmadan şarkı söylüyor ve gülümsüyorum, ben böyle çok mutluyum." "Senin meleğin de sana şarkılar söyleyecek ve sana hergün gülecek. Sen de o meleğin sevgisini hissedeceksin ve mutlu olacaksın." "Peki insanlar benimle konuştuklarında ben onları nasıl anlayacağım, ben onların dilini bilmiyorum ki." "Meleğin sana dünyadaki sözlerin en güzelini ve en tatlısını söyleyecek, ve görebileceğin en büyük sabır ve ilgi ile sana konuşmayı öğretecek." "O zaman seninle konuşmak istediğim zaman ne yapacağım?" "Meleğin senin ellerini birleştirecek ve sana dua etmeyi öğretecek." "Duydum ki dünyada kötü insanlar varmış. Beni kim koruyacak?" "Merak etme, meleğin seni hayatı pahasına dahi olsa savunacak." "Ama ben seni göremeyeceğim için çok mutsuz olacağım." "Meleğin sürekli sana benden bahsedecek ve sana bana nasıl tekrar ulaşabileceğini anlatacak, ama beni göremesen de ben hep senin yanında olacağım." Tam o esnada Cennet'te ki huzur ortamına dünyanın homurtuları karışmaya başladı. Dünyaya gitmek üzere olduğunu anlayan çocuk aceleyle son sorusunu sordu: "Peki Allah'ım şimdi gitmek üzereyim, lütfen bana o meleğin ismini söyler misin?" "Meleğin ismi önemli değil, sen ona 'Anne' diyeceksin."
BUTUN ANNELERIN VE ANNE ADAYLARININ ANNELER GUNUNU KUTLUYORUM.... March 19 HAYIRLI KANDILLERŞaban ayının ondördüncü gününü onbeşinci gününe bağlayan gece..... Bu geceye, kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle “Beraet” ; geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle ‘Berae’ ve ‘sakk’ adı da verilir. İnsanların bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir olacakları ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir. “Allah Teala Şaban’ın onbeşinci gecesi (Beraet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah’a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar” İbn Mace-Tirmizi Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve Allah’a şöyle dua etmiştir: “ Azabından affına, gazabından rızana sığınır, senden yine sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamdetmekten acizim. Sen, seni sena ettiğin gibi yücesin” “Bizden tasayı gideren Allah’a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir.” “ De ki; Gerçekten Rabbim, rızkı kullarından dilediği kimseye hem bol verir, hem kısar. Hayır için her neyi harcarsanız, O (Allah), onun yerini doldurur. “ Her nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur; Göklere yükselmiş burçlarda olsanız bile......” “ Oysa Allah, eceli geldiği zaman hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” Münafikun-11 “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen, ağırlığınca (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de boyunca dağlara erişebilirsin” “Biliniz ki Allah sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır” Bütün mü’minlerin mübarek Beraet Kandillerini kutlar, maddi manevi hayırlara vesile olmasını dilerim...... Selam ve Dua ile...... March 04 İYİLEŞTİREN DÜŞÜNCELER ...
Brahma Kumaris Çoğumuz artık düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeylerin aynı zamanda bedenimizi de etkilediğini biliyoruz. Bu etki bazen yalnızca kan basıncında veya beden kimyasında kısa süreli bir etki yaratır. Bazen de, korku veya öfke kalbe hasar verdiği veya kronik mutsuzluk, kansere ve enfeksiyonlara karşı olan direncimizi zayıflattığında, yaşamı tehdit edici hale gelebilir. Üzüntülü duyguların çeşitli ağrı ve sancılara neden olduğuna ilişkin çok şey söylenir. Hem kadim bilgelik, hem de modern bilim, bu tür riskleri pozitif bir bakış açısı geliştirerek azaltabileceğimizi belirtir. “Sağlıklı zihin sağlıklı bedende bulunur” sözlerindeki hakikat günümüzde her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Yanlış olan şeyler üzerinde ısrar etmek yerine, pozitif çözümlere iyimserlik ve nükte ile bakmak, sağlık için gerçekten faydalıdır. Zihin ve beden arasındaki ilişkinin bu artan farkındalığına rağmen, zihin için gerçekten besleyici düşünceler yaratarak, iyilik halinin ve iyileşmenin nasıl arttırılabileceğini pek az kişi bilmektedir. Bu yazıdaki sorular ve cevaplar sağlığımızla ilgili bu önemli konuya basit açıklamalar getirmektedir:
Eğitimli insanların dokuz düşüncesi vardır: 1. Baktıklarında berrak görmeyi düşünürler, COK DOGRU....Iki sey 'Kalitesiz Insan' in ozelligidir : 1- Sikayetcilik 2- Dedikodu
Iki sey kisiyi gozden dusurur :
February 27 EGER...EGER O'nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar,
O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain... O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz,
mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor,
mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor,
her baktığınız yerden size bakıyor,
siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa... en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... her filmin kahramanı O...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor
ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor,
dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor,
vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor,
konuşan birini dinlerken 'keşke O anlatsa' diye iç geçiriyorsanız... sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız
ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız... gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,
bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa... ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
January 03 HOCCAKAL AŞK YOLUN ACIK OLSUN...Hiç düsündünüz mü bir yürege kaç sevda sıgar?
Hatta aynı anda kaç tanesini aldınız yureginize?
2 ??? 3 ??? daha mı fazlası yoksa:)
Peki bunların hepsini de gerçekten sevdiniz mi?
''Canım... Seni Seviyorum ''
kelimelerini bol keseden atar gibi savurup durdunuz mu ortalara?
Oysa ki anlam olarak ne kadar agırdır CANIM kelimesi
Canım; dedigin senin gerçek canındır, nasıl canının acımasını istemiyorsan iste onada aynen öyle
itina ve özenle bakıp davranacaksın...
Olmekten korkar gibi canını kaybetmekten de korkacaksın, hatta daha fazla olmalı bu korkun
çünkü ölmek bir keredir ama kaybettigin canın arkasından hergün yeni bastan ölürsün
hergun ölüp ölüp can verememek nedir bilirmisin?
Bana sormayın ben de bilmiyorum ölüp ölüp dirilmeyi...
Ama istersen öldürülüp öldürülüp diriltilmeyi anlatırım sana....
Peki ya SENI SEVIYORUMlar;
Sevmek nedir sizce?
begenmek? hoslanmak mıdır?
SEVMEK; dedigin aynı anda aynı solugu alıp vermektir benim için...
Her an özlem duymaktır...
Elini tuttugun an tüm korkularını yendigini hissettigin andır...
Sesi sıcaklıgın demektir...
Askı ise tutkundur, vazgeçilmezindir...
Tüm bunları yüreginize sıgdırdıgınız 2 yada 3 sevda ile aynı anda paylasamazsınız
hep eksik biseyler kalır...
Bense bir tanesini bile sıgdıramadım ne yazık ki
öyle büyüttüm ki yüregime sıgmaz oldu
ve CANIM gittikçe agırlastı
yüregim de tasınamaz olup canım yanmaya basladı...
Sıgamadın kalbime çatlaklar olustu
Derken bir kan kaybıdır aldı basını gitti
Sense karsıdan can çekismelerimi izledin
Neydi senin için aşk?
eglence, vakit doldurma
hangisi????
Ask dedigin sadece kimyasal heyecan mı?
Oyleyse ben vazgeçtim asktan beni kimse sevmesin...
ve
Hosçakal Ask
Yolun açık olsun..... December 28 EVDE YOKUM...Her canlının olaylara karsı bir tepkisi vardır
mesela kaplumbaga ; en ufak bir tedirginlikte kabuna çekilir
saklar kendini herkezden herşeyden
Bende yaparım bazen bunu
dahası yaptırılırım.
Hani bazen canımız acır ya bir sözden bir laftan
cevap verecek gücünüz bile kalmaz
saklarız duygularımızı kapanırız kendi yüregimizin içine
iste öyle anlarda derim ki tüm dostlarıma
EVDE YOKUM
kapamısımdır tüm kapıları pencereleri
en ufak bir sevginin ısıgı bile girmesin diye.....
Bu resmi görünce de aynen söyle diyesim geldi
EVDE YOKUMMMM!!!!!
Tatile gönderdim duygularımı
Sevmiyorum kimseyi, hiçbir seyi.....
Ruhsel Barışçimen... December 06 OLABILDİĞİ KADAR OLSUN..."Seviyorum" diyebilecek kadar cesaretimiz olsun.
Kalbimize sigdiramayacagimiz kadar sefkatimiz, Yuregimizde saklanamayacak kadar cok gozyasimiz olsun. Hayatimiza kattigimiz gurultuler kadar sessizligimiz, Sessizligimizde anlam bulan dusuncelerimiz kadar sesimiz, Karamsarligimizi huzura donusturecek icten dualarimiz olsun. Yusuf kadar iffetli nefislerimiz,
Yakup kadar sabirli bekleyislerimiz, Meryem kadar masum duruslarimiz, Muhammed'i (s.a.v) temsil edecek kadar samimi inancimiz olsun. Hayat kadar dusunulen olumumuz,
Olum kadar anlamlastirilan hayatimiz, Umutsuzluklarimizdan daha cok umudumuz olsun. Hirslarimiz kadar sorumlulugumuz, Ozlemlerimiz kadar bekleyislerimiz, Unuttuklarimiz kadar hatirladiklarimiz, Umduklarimizdan daha cok bulduklarimiz olsun. Nurdal Durmus
November 07 OLGUNLUK...20 li yaslara kadar iyilikle kotulugun ulkesi, kalin sinir cizgileriyle ayriliyor birbirinden. SIkI dostlari ve dusmanlari oluyor insanin. Onlari olesiye seviyor ya da olesiye nefret ediyor onlardan.
30 larinda yalani hakikatten ayirt etmeye basliyor.Iyi sandiklarinin hiyanetiyle tanisiyor, sirtinda dost isi hancer darbeleriyle ; ve en kotu zannettigi sefkatle imdadina yetisi veriyor.
Zaman kanatlanip da 40 ina yaklastiginda insan, iyiyi kotuden ayiran hudut cizgilerini bir birine karistiriyor.
Iyilere naksolmus kotuyu ve kotulerin icindeki iyiligi de kesfediyor ademoglu.
Anliyor ki, iyi insan / kotu insan yok ; insanin icinde iyilik ve kotuluk var, kotuyle iyi panzehiri degil birbirinin ; kankardesi. Iyilerle kotuler cekistirmiyor ipi. Iyilik ve kotulukten orulmus ibrisimin kendisi.
Bunu anlayinca sasmiyorsun nefretin birden sehvete donusmesine ; aci girdaplarinin icinde hazzin raksetmesine.Tevazuyla gurur,haysiyetlikle onur el ele yuruyor. Insan, suur altindaki isyankarla sahtekari, gunahkarla tovbekari bir arada farkediyor. Benim, hukmeden ve boyun egen,zulmeden ve aci ceken.Bunca siddet kadar onca merhametde benim eserim.
Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi he zimete bulayan benim.Kundak bezime tipatip benziyor kefenim,hayatim muhtesem ve sefil, magrur ve rezil, hayasiz ve asil.Ben, hem ors hem cekicim. Iste bu kesif kolaylastiriyor yasami..Anliyorsun ki toplumlar gibi insanlar da kanli ic savaslarina borclu ilerlemesini.. O zaman , iyileri kotulerden ayirmak gibi nafile bir ugrasi birakip ''basta kendin olmak uzere'' insanlarin icindeki iyiligin pesine dusuyorsun ; kiymet bilmeyi ve '' yine basta kendin olmak uzere '' herkesi hos gormeyi ogreniyorsun.
Tukendikce pahalaniyor zaman ; gunler azaldikca uzuyor. Saclarin gibi, seyreldikce degerleniyor dostlarin.Gunahlari
ve zaaflariyla da ovunuyor insanlar;sevaplari ve zaferleri kadar.
Onemli degil kac kez yenildigin ; onemli olan, kac yenilgiden sonra yeniden dogrula bildigin.
Bu paramparca ruhlardan, celiskili duygular dan,
catismanin actigi yaralardan mucizevi bir ahenk cikiyor ortaya ki
'' OLGUNLUK '' diyorlar adina.....
November 04 Mutluluk....Bir tüccar mutluluğun gizini öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış. Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama mutluluğun gizini açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş. “Ama, sizden ricada bulunacağım” diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip, sonra bu kaşığa iki damla sıvı yağ koymuş. “Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.” Delikanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış. “Güzel” demiş bilge, “Peki, yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvanbaşının yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?” Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka birşeye dikkat edememiş. “Öyleyse git, evrenin harikalarını tanı” demiş ona bilge. “Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.” İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zerafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini tüm ayrıntılarıyla anlatmış. “Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?” diye sormuş bilge. Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş. “Peki” demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, “Sana verebileceğim tek öğüt var: Mutluluğun gizi dünyanın tüm harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan...” •Bir çoban gezmeyi sevebilir, ama koyunlarını asla unutmaz.• BİR DAHİNİN GÜNCESİ ınden bır gonderı teskrler kendısıne.... November 03 Y A Ş L A N I Y O R U Z !!! *Y A Ş L A N I Y O R U Z ! ! !*
Bugün üniversite öğrencilerinin çoğunluğunu 1986 doğumlular ve daha küçükler oluşturuyor. 'Gençlik' onlara deniyor. Onlar için "Soğuk Savaş" bir bilgisayar oyunu. AIDS doğduklarından beri var. CD doğduklarında vardı. Michael Jackson onlar doğduğunda beyazdı. Bülent Ersoy onlar doğduğunda kadındı... Eski filmlerde Ajda Pekkan'ı görseler tanımazlar. Küçük Emrah'ı, Emrah'ın gayrimeşru oğlu sanıyorlar. Rıdvan Dilmen onlar için sadece bir TV spor yorumcusu ve ona neden 'şeytan' dendiğini bilmiyorlar. Kenan Evren onlar için tonton bir ressam "netekim". Onlar için 'Çarli'nin Melekleri' ve 'Görevimiz Tehlike' sadece geçen senenin yeni vizyon filmleri. Siyah beyaz bir bilgisayar ekranı olabileceğini düşünemezler. Pac-Man'i bilmezler. Amiga ve Commodore 64'leri olmadı hiç. Siyah beyaz bir televizyon olabileceğine inanmazlar ve uzaktan kumanda olmadan nasıl kanal değiştirileceğini bilmezler. Balkonda hiç anten ayarı yapmadılar. Sadece tek bir kanalın günde belirli saatlerde yayın yaptığı dönemlerde dinozorların da yaşadığını düşünürler. Dallas'ı sadece NBA maçlarından bilirler. Flamingo Yolu ise sadece bir bar adı olabilir onlar için. John Travolta'yı hep balık etli ve yuvarlak hatlı olarak gördüler ve onun nasıl olup da bir dans ilahı olabildiğini hayal bile edemezler. Ve bizlerin de üniversitedeyken cep telefonsuz nasıl yaşayabildiğimize akıl erdiremezler... Şimdi bakalım yaşlanıyor muyuz bir görelim... 1.Yukarıda yazılanları anlıyor ve gülümsüyorsun. 2. Artık dışarıda geçirilen bir gecenin ardından öğleden sonraya kadar uyumaya ihtiyacın var. 3. Arkadaşların bir bir "dede" oluyor. 4. Küçük çocukların bilgisayarla nasıl çok rahat oynayabildiklerine her zaman hayret ediyorsun. 5. Gençlerin ellerinde cep telefonlarını görünce kafanı sallıyorsun. 6. İşine her geçen gün daha çok bağlanıyorsun. Artık o senin hayatın. 7. Arkadaşlarınla her gün telefonda daha az vakit geçiriyorsun. 8. Zaman zaman arkadaşlarınla buluşup, beraber yaşadığınız komik anıları tekrar tekrar anlatıp, eski güzel günleri yâd ediyorsun. 9. Bu maili okuduktan sonra bunu bazı arkadaşlarına gondermeyi düşünüyorsun. Onların da bunu beğeneceklerini biliyorsun... Ve... Evet ... kabul etsek de etmesek de hepimiz yavaş yavaş Y A Ş L A N I Y O R U Z !!! November 01 Asla ! Hoşçakal..... Ümit !
Asla ! Hoşçakal..... Ümit !
Birbirlerini görmeden seven dostlar varmışş... Öyle çok severlermişki birbirlerini ne kadar mesafe varsa aralarında o kadar da sıkısıkıya bağlıymış bu dostlar.. Görünmeyen, hissedilen beyaz ışıktan yapılmış bağlılık senfonisinin dinletisinde, Yaradanın armağanı olarak Melekler, canlıların yüreklerine üfleyivermiş doğduklarında... Sevgi bağlarıyla bağlı, birbirlerine yansıttıkları ışık hüzmeleriyle süzülen halatları varmış... Ruhlarının sıkısıkıya sarıldığı düşmesinler, kopmasınlar diye birbirlerinden.... Dünya pislendikçe gerilir, sinirlenir yakıp, yağıp, esip yerle bir olup kıyametle uzaklaşmak istermiş evrenin sonsuzluğunda... Uzaklaştıkça bütün canlılar birbirlerinin gölgelerinden görünmeyen kirlerinden... Daha da uzarmış mesafeler ve mesafelerden uzak kalan yürekler... Uzaklık ne kadar kilometrelerce uzaklaşsada kendi halinden.. Halatlar ne kadar gerilsede, kuş uçuşuyla yükselse de gökyüzüne, bir balık dalışıyla ne kadar derinine de inilse denizin.. Canları acırmış canların, gerilince halatlar birbirlerinden... Görünmeyen hüzünler, yakarmış ciğerleri... Bazen nefessiz ölümler beklermiş.. Her gerilişin köşebaşında sinsi, puslu o bilinmez yollarında... Halatlar gerildikçe acır, kan sızarmış yüreklerden... Çıkan sesler hüznün nefesiyle daralır kırmızıya, griye, karaya boyanırmış düşler.. Ama asla kopmazmış...... Düşler güçlenir, gülüşlenir, yepyeni bir beyaz sayfa açılırmış, halatın çatırdayan ortasından... Ve...... Bembeyaz Düşler Güneşlenirmiş.... Birbirlerini seven insanların kalpleri arasında, gözle görülmeyen ipler olurmuş; insanlar uzaklaştıkça ipler gerilir insanın canını acıtırmış ama asla kopmazmış...... Asla! Hoşçakal.... Sevgimi çok hakkettin... Seni seviyorum Ümit..! October 30 Internette durustluk*Birbirimizi gormeden, tanimadan ve sadece "hissederek" yuruttugumuz dostluk iliskisi yasamimizdaki diger iliskilerden cok farkli gelisiyor..* *Gercek yasamda once fizikleriyle, giyim kusamlariyla, sonra da fikirleriyle ve yasam gorusleriyle, zihinleriyle tanisiriz insanlarin.. Oysa burada, sanal ortamda, once fikirler ve gorusler on plandadir, birbirimizi zihinlerimizle taniriz, severiz (ya da sevmeyiz) ve bazen de tanimak isteriz, gorusur tanisiriz.... Deger verir, dost oluruz.. Cok sevdigim bir sair ve filozofun, Halil Cibran'in sozlerini yazim suresince paylasacagim sizlerle: "Dostunuz size aklindan gecenleri aciklarken ne -hayir-i ne de -evet-i ona soylemekten korkmayiniz. Ve o sustugunda yureginiz onu dinlemeyi surdursun; Eger dostun senin icindeki denizin alcalacagini bilmek zorundaysa, birak yukselecegini de bilsin.. Yalnizca zaman oldurmek icin aranilan dost nedir ki ? O, sizin ihtiyacinizi karsilamak icindir, yoksa anlamsiz boslugunuzu degil.. Ve dostlugunuzun uyumunda birakin kahkahalar yukselsin ve zevkler paylasilsin..." Bazen bu buyu bozulmasin diye, durust olamadigimiz icin, bu tanismayi istemeyiz. Karsimizdakinin durustlugu veya bizimki, bir sekilde kafamizda hep durustlugu sorgulariz, guvenmek isteriz yazilana, dostlarimiza.. .. Gercekten o kisi mi... Gercekten boyle mi dusunur... O mu gercekten bizim etkilendigimiz. .. Sevgi duydugumuz... Yoksa yalan mi bize soyledikleri. ... Yoksa... Yoksa... Bize sevgiden bahseden, yuce duygulari bayrak etmis kisi, evinde esini veya cocuklarini doven biri mi? En azindan, insanlari iddia ettigi kadar sevmiyor olabilir mi? Zaman icinde tanidikca kuskular baslayacaktir. .. Hic kimse yalani surekli surdurecek kadar zeki degildir...Ve hic kimse de bu yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar saf degil... Durustluk, ozgurluk demektir ve ozgurluk kisitlanmamalidi r asla... "Ozgurlugunuz, kendisine vurulmus olan zincirlerinden kurtuldugunda, daha buyucek bir ozgurluge zincir olur..." Surdurmeye calisacagimiz yalan, hatirlamak zorunda oldugumuz uydurma kisilik en cok kendimizi rahatsiz edecektir bir gun..... Insan karsiisindakini bir sure aldatabilir belki... Hatta uzun bir sure de bunu devam ettirebilir. .. Ama, kendini kandiramaz, bunu hep surduremez... Surdururse, kisilik sorunlari baslayacaktir, yarattigi kahramani yasatmaya calisirken, kendisini yaralamis, hatta oldurmus olabilir... Ne kaybederiz oysa, ne olur boyumuz kisa veya uzun ise, zayif veya sisman isek.... Sagligimiz yerinde veya degil ise... EksIklerimiz varsa... Paramiz olsa veya olmasa... Veya o filmi gormemissek, o siiri duymamissak... . Ya da o ulkeye gitmemissek.. . Sesimiz guzel degilse... O konuya yabanci isek.... Soyledigimiz yasta degilsek... Ya da yasamimizda olmadigini soyledigimiz birileri varsa... Ne fark eder dostluk adina.. Yalanlarin esiri olarak yasamak ve bir gun her seyden kacmaktansa, durust olmayi denesek dostlarimiza ve kendimize... Yarattigimiz dunyanin birgun basimiza cokmesindense. ... Daha kotusu, bir baskasinin dunyasini yikmaktansa.. .. "Tipki okyanusun sahilinde durmadan kumdan kaleler yapan ve sonra da bir vurusta gulerek yikiveren cocuklar gibi. Oysa sizler kumdan kaleler yaptikca okyanus sahile daha cok kum yigmaktadir. Ve yaptiginiz kaleleri yiktikca okyanus sizlere gulmektedir.. ." Kendine mukemmel bir kisilik yaratmak cok kolay.. Zor olan,oldugunu durustce olabilmek... .. En aci gercegin bile en guzel yalandan ustun oldugunu hatirla.... Durustluk temelinde oturan dostluklarin daha degerli ve uzun omurlu olacagini ta icinde biliyorsun.. . Unutma, uzun vadede durustluk her zaman galip gelecektir.. . Kendini zor olsa da, aci olsa da, kabullen... Cunku sen biriciksin, cok degerlisin. Sonradan acisini cekecegin hayalleri yaratma.. "Aciniz, idrakinizi kaplayan kabugun kirilmasidir. Nasil ki, bir meyvanin yureginin gunesi gorebilmesi icin kabugunun catlamasi gerekir, aci da sizin icin oyledir. Kalbinizi guncel yasantinizin mucizelerine hayran tutabilseydiniz, aciniz mutlulugunuzdan daha az gorkemli olmazdi. Tipki tarlalarinizdan gecip giden mevsimler gibi, yureginizin mevsimlerini de kabul edebilseydiniz, Pismanlik ve uzuntulerinizin Kis'inda cevrenize huzur icinde bakabilirdiniz. .. Acilarinizin cogu kendinizce secilmistir. Icinizdeki hekimin hastalikli benliginizi tedavi amaciyla verdigi tatsiz ilactir... Bu nedenle, icinizdeki hekime guvenin ve uzattigi devayi sukunetle ve yatisarak icin.." Karsindakine guvenmek istiyorsan, durustluk ariyorsan, once kendini guvenilir kilmalisin. Bunun da yolu bir; aci da olsa, zor da gelse kendinle tanis ve bize seni sun..* *Cunku biz seni seviyoruz, klavyenin tuslarindakini sahte dostu degil, sadece ve tam da su halinle seni...* October 20 Dedikodu, gerçekten çok daha inandırıcı!Acı ama gerçek: Alman araştırmacıların bulgularına göre, dedikodu bir kişinin düşüncelerini şekillendirmede, gerçek olay ve söylemlerden çok daha etkili!
ALMANYA'DA yapılan bir araştırma, dedikodunun bir kişinin belirli bir konudaki düşüncelerini şekillendirmede "gerçeklerden" çok daha etkin olduğunu ortaya koydu. Almanya'daki Max Plank Enstitüsü uzmanlarınca yapılan araştırmada, 126 kişinin daha önce tanımadıkları kişilerle, işbirliği de yapabilecekleri bir bilgisayar oyununda yarışmaları istendi. DENEKLER, oyun sırasında rakiplerinin kendilerine nasıl davrandıkları hakkında çeşitli notlar okumak zorunda bırakıldı. Deneklerin diğer yarışmacılarla işbirliği yapmaya karar verirken kendi değerlendirmelerinden çok, bu notların etkisi altında kaldıkları gözlendi. Uzmanlar, "Dedikodu fikirlerimizi, kendi gözlemlerimizden bile daha fazla etkiliyor" dedi. October 19 Ask, aliskanlik, "ev"lilik Sevginin "atesi"ni sondurmeyecek bir iliski icin en iyi yol nedir?
October 10 Her gününüz bayram olsun!![]() Zamanla anlıyor insan: 3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte bir şey bayram... Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık... Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır. Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp ….. Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır. Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır. bir ilişkiyi bitirmek de öyle... Vuslat da bayramdır öte yandan... Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır. En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır. saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır. "Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır. Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram... Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır. Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır. Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır. ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram... Güne gülümseyerek başlamak bayramdır. "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram... Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır. Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır. Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram... Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur. Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. Deseler de böyle delilik bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır. Her gününüz bayram olsun! Can Dündar ’ dan October 06 Kucuk Bir Kiz Cocuguyum.........![]() Duymak isteyipte duyamadıgım sesin çınlıyor kulaklarımda.Gülmek istedikçe aglıyorum...
Yıllar çürütüyor herseyi,bir resmin var bende baktıkça seni daha çok özlüyorum. Ne diye hitap ederdin bana içinden kimbilir?Kimbilir ne çok severdi ellerin yüzümü,
simdi o kadar parmak izi var ki aynı yerde aynalarda seninkini seçemiyorum...
Ne zulüm yüklü su nefes almaya çalıstıgımız hayat. Adım bası bataklık sarmıs kaldırımları,yürüyemiyorum.Bakıyorum da o siyah beyaz resmine,konustukça kendi sesimi ben duyamıyorum...sikayet kabul etmiyor bu hayat,etsende merak etme seni dinlemiyor.Çok sevdim ben onu diyorum.Sevgimle oturup hayatımın bas kösesine tek basıma agladım.Mutluluklarımda oldu tabii.Arkasında yüklü gölsesinde saklıydı yinede korkularım.Tuhaf heycanların zor kurallarını koydu önüme.Beni sorgusuz sev dedi,yaptım.Dedim ya,çok sevdim ben onu.
Sorgusuzca,o sevmediginde onun yerine de sevdim kendimi.Aynı senin bana ögrettiğin gibi..
Kavgalarda,kestim sesimi,oturup önüne saatlerce agladım.Dakikalarla kısılıyordu sesim,nefesimi öyle tutuyordum ki hıçkırıklarımla sarsılmıyordu bedenim.Bedenim gitgide siliniyordu. Asıktım da ona.Delilerin gece çıglıgı gibiydi benim askım.Kesintisiz bagrıslar yasardı ruhum. Bir gülsün öyle heycanlanırdım ki,kalbim bedenimden fırlayıp gökteki yıldızlara karısırdı.
Dolunay vardı geldiginde,büssürü de yıldız.Öyle heycanlanmıstım ki hangi yıldıza atladıgını bulamayıp kalbimin,senin yanına gelicem sandim... Büyüyor sanardım yanımda bedenim,boyum uzuyor gölgemle ısıklara karısıyor gibi gelirdi.Bir gelirdi yanıma hayatım öyle aydınlanırdı ki dört bir yanımdan gölgeler fıskırır, boyum herbir yana yayılırdı.
Senden söz açıldı bir defa,sana onu sikayet ettigimi anlattım,söylesem hatırlamaz. Unutkanlıgıyla unutkanlastırdı beni.Biliyormusun,banzen beni bile unutuyor.
O anlarda ruhum çıkıp,gölgemide silip beni ufacık yapıyor.
O zaman yanımda bir sen eksik kalıyorsun.Hersey eskiye dönüp,sayılarla katlanıp çogalıyor,bense bu çogalmayla çürüyorum.
Küçücük bir kız çocugu oluyorum,örgülerim sökük..
Düsünüyorum da ona büyüttügüm sevgim kadar yasım yoktur benim... NE GUZEL OLURDU DEGILMI ??Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu. Nasil mi ? Cami'de uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette. Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak. Herkes etrafinizda, büyük bi itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir. Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz. Dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz. Ne güzel, hazir maas, hazir ev.... Altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur içinde yasiyorsunuz. Sagliginiz gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz.. ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz. Herkes karsinizda elpençe divan...Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor. Gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz. Diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade..... Aman ne güzel günler basliyor... Derken birgün patron size artik Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada Babaniz ortaya çikmis, "fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..." Keyfe bakar misiniz ? Okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem basliyor. Partiler, Diskotekler, Kizlarin sayisi artiyor. Derken Anne ve Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik.... Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar... Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz. Derken Anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor. Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir. Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sicacik, yumusacik, gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz. Kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz. Ve günün birinde hayatiniz bitiyor.... CAN YÜCEL October 04 ÖZLEMEK!...![]() ![]() Tutkuyla karışık hüzünlü bekleyişlerin gizemli dansı Özlemek, yaşarken her nefes alışımızda içimizden bir şeyler götüren, bir şeylerin eksikliğini hissettiren, kalabalık yalnızlığımızın en yakın arkadaşı ve o tarifi zor duygu... Alışageldiğimiz hayatımızda, kurduğumuz düzenin iniş çıkışlarında adını sıkça duyduğumuz, şu ya da bu şekilde yaşamak zorunda olduğumuz, benliğimizde kimi zaman derin izler bırakan, kimi zaman onulmaz yaralar açan, hiç beklemediğimiz anda karşımıza çıkıp bizi şaşırtan, ama asla unutamadığımız hasret damlacıkları. Uzaklardaysanız ülkenize, taşına, toprağına, vatanınızın yeşilliklerine, denizlerine, çiçeklerine, evinize özlem duyarsınız buram buram. Yakınlarınızdan ayrıysanız herbirinin kokusu burnunuzda tüter adeta. Arkadaşlarınızı, eşinizi, çocuklarınızı bazende çok özel dostlarınızı özlersiniz. Sebebini tam olarak kendinize bile ifade edemediğiniz özlemlerinizle içiniz kavrulurken, sevginizin şiddetini hissedersiniz derinden derinden. İçinde, yüreğinize sığmayacak kadar büyük bir sevgi, gözyaşı, sabır, tutku, alışkanlık... hepsinden vardır bir parça. Biraz isyan, belki biraz korku ve tarifi zor bir iç burukluğu da eklidir bu özleminize. ![]() ![]() Özlediğiniz her kim ise sonunda kavuşmak varsa eğer; kucaklaşmanız özlemlerinizin son durağı olacak ve beklentileriniz yerini sımsıcak güzel duygulara bırakacaktır aniden. Sevdiğiniz, özlemini günlerce, haftalarca, aylarca, belkide yıllarca çektiğiniz o güzel insanı karşınızda gördüğünüz andaki iç ürpertiniz, kollarınız boynuna sımsıkı sardığında delice çırpınışlara bırakır yerini. Yürek sesiniz kollarınıza söz geçiremez olur adeta. Sıkı, daha sıkı sımsıkı sarar ve bir daha hiç ayrılmak istemezsiniz artık ondan. İşte o an duyduğunuz o doyumsuz zevk sizi daha o anda yepyeni özlemlere hazırlar, siz farkında olmadan. Kavuşmanın hazzını, tadını ve doruklardaki sevgiyi tadabilmektir esas güzel olan, onca zaman çektiğiniz özlem olsa bile değmiştir tüm sıkıntılara ve kaygı dolu yürek çarpıntılarına. ![]() ![]() Ama özleminizin sonunda kavuşmak yoksa, kaybedilenler varsa geride herhangi bir sebepten; işte o zaman özleminiz katranlaşmış bir macun misali simsiyah bir örtü bırakmıştır duygularınızda bir yerlerde. Hatırladığınız anda içinizi acıtan, gözlerinizi nemlendiren, pişmanlıklarınızı çağrıştıran sessiz çığlıklar kopar yüreğinizde. "Keşke" leriniz artar bir anda elinizde olmadan. Yaşadığınız anın değerini bilmediğiniz, özel dostlarınıza yeterince zaman ayırmadığınız, hayatınızın her dakikasından mutluluk payları çıkarmadığınız için hayıflanır durursunuz boşyere. Elinizden gelse zamanı geri getirmeyi istersiniz delicesine, pişmanlık duyduğunuz her anı değiştirebilmek için. Ama ne mümkün! Yaşanmış yaşanmıştır bir kere. ![]() ![]() Özlemler hayatımızın bir parçasıdır, her an her koşulda olacaktır kuşkusuz. Asıl olan "keşke"lerin ve pişmanlıkların az olduğu özlemleri yaşamaya çalışmaktır belkide elimizden geldiğince. Ayrılıkların |
|
|